Sosyolojiye giriş dersi kapsamında yazmış olduğum bir yazı. Katkılarından dolayı Ufuk Kızılgedik'e teşekkür ederim...
Marksist teoride sınıf kavramı, üretim ilişkilerindeki konumlarına bağlı olarak, aynı konuma sahip belirli toplumsal tabakaları ifade etmek için kullanılır. Marksist teoriye göre tarihsel gelişme diyalektik olarak sınıf mücadeleleri ile sağlandığı için, bu sınıflar aynı zamanda çatışma grupları olarak, siyasi ve toplumsal dönüşümlerin/değişimlerin belirleyicisidirler. Burada toplum sermaye ve emeğin çıkarlarını temsil eden iki sınıfa bölünmüştür.
Toplumsal örgütlenmenin temelinde, değer ve kaynakların eşitsiz bölüşümünden kaynaklanan bir yapısal çelişki vardır. Bir yandan emeğiyle her şeyi üreten işçi sınıfıyken, diğer taraftan bu değerlerin mülkiyetini elinde tutan sermaye sınıfı işçiden sağladığı artı değerle birlikte daha da güçlenerek kendini sürekli yeniden üretmektedir. Tüm ekonomik, toplumsal, siyasal kuruluş ve süreçler; kültürel, sanatsal, bilimsel faaliyetler, sınıfsal çatışmanın ürünü olarak, egemen sınıf yani sermaye sınıfının lehine şekil alır. Marksa göre, egemen sınıf işçi sınıfı üzerinde bu tahakkümü , kapitalizmin tipolojik bir özelliği olan iktisadi zor sayesinde kurar.
İktisadi zor kavramı şöyle açıklanabilir. Kapitalizm özgür emeğe dayanır. Liberal düşünceye göre özgür emek rekabeti, üretkenliği, verimliliği arttırır. Emeğini satan emekçi için de sermaye sahibi için de sözleşme ilkeleri geçerlidir, kimse zorla çalıştırılmaz. Ancak gerçekte durum daha farklıdır. Tüketme zorunluluğu, çalışma zorunluluğu getirir. İnsanlar açlık korkusuyla, çok zor koşullarda çok düşük ücretlerle çalışmaya mahkum edilebilir. Yoksullaşma arttıkça, ucuz emek havzası gittikçe genişler (işçileşme, tarımın tasfiyesi). Tekelleşme ihtiyacı, kapitalistler arası rekabet, işçilerin emeğinden daha büyük bir artı değer elde etmek için sömürünün artırılmasını gerekli kılmaktadır.
Sanayi üretimine geçiş ve imparatorlukların yıkılıp usul devletlerin ortaya çıkması paralellik gösterir. Fransız devrimiyle beraber, aristokrasi düştü, krallar düştü burjivazi toplumsal zenginlikleri elinde tutmaya ve yönetimde söz hakkı almaya başladı. Büyük ölçüde ticaretle sağladıkları sermaye birikimini, bilim ve teknolojinin de gelişimiyle beraber sanayi üretimine sevk etti. Bu kapitalist üretim biçimi, burjuva sınıfını zenginleştirmiş ve bu sınıfın egemenliğini garanti altına alacak bir modern devleti gerekli kılmıştır. Kapitalizm, toplumun sermaye birikimi merkezli örgütlenmesi demektir. Modern devlet, sermaye birikiminin gereklerine göre biçimlendirilmiştir
Emeğin sömürüsünün devam edebilmesi için işçi sınıfının sürekli denetim altında tutulması gerekmektedir. Bu denetim burjuva sınıfı tarafından devlet aracılığı ile sürdürülür. Denetimin iki boyutu vardır birincisi kurumsal mekanizmalara, ikincisi ideolojik tahakkümlere dayanır. Eğitim kurumları, ordu, polis, hukuk, yasa koyma ve yönetim gibi kurumsal mekanizmalar, kapitalist üretim biçimi temel alınarak şekillendirilir. Halk sınıf içinde daha iyi kategorilerde yer almak, örneğin bir şirkete yönetici olabilmek, devletten maaş alan memur olabilmek için çeşitli düzeylerde eğitim alabilir. Bu, bireyde eğitim alarak yukarı doğru sınıf atlama ihtimali doğuracağı için, sınıf çatışmasını azaltır. Oy hakkı ile yönetime dahil olduğunu hisseder. Sınıfsal eşitsizlikleri algı düzeyinden uzaklaştırmak için yasalar önünde herkese eşit vatandaşlık sağlar. Gerçekte doğrudan demokrasi olmadan da yönetimde söz hakkı olduğına inanır. Oysa kısıtlı bir seçenek arasından seçtiği iktidara sonradan hiçbir yaptırımı bulunmamaktadır. Ordunun öncülüğünde yapılan kitlesel savaşlarla, sınıfsal olarak bölünmüş topluluklarda ortak anı, mit…vb. şeylerle kolektif bellek oluşturulur. Bu kolektif bellek, ulusun çıkarlarını kendi sınıfının çıkarlarının üstünde tutmayı salık verir. Ayrıca zorunlu askerlik ve vergi sistemiyle hem artı değer çekimi hem de disiplin ve sadakat kavrayışı arttırılır. Buradaki artı değer çekimine örnek olarak, herhangi bir demir madeninden, limana devlet tarafından yapılan demiryolu verilebilir. Burada devlet halktan topladığı vergilerle üreticinin elindeki malları taşıyabileceği bir demiryolunu para ödemeden inşa etmiş olur.
Kapitalist sermaye birikiminin etkin kaynak kullanımı mantığı içinde, ideolojik tahakküm kurumsal ve mali baskı kadar önemlidir. İnsanların yaşam seçimleri fiilen alternatifsiz hale getirildiği halde, kendi seçimleriyle bu hayatı yaşadıklarından kuşku duymamaları gerekir. Örneğin bir işçi, çok sınırlı sayıdaki kendinden çok çok üst sınıftaki insanların “başarı öyküleri” hakkında çok fazla şey duyup çok fazla şey okuyup, kendisinin öyle bir başarı öyküsünün olmayışını kendi yetersizliğine, beceriksizliğine, cahilliğine mal edebilir. Bu tarz İdeolojik tahakkümler sayesinde insanlar, kapitalist sermaye birikimi sürecinin mümkün olan en iyi toplumsal yaşam şekli olduğuna inanmalıdırlar. Toplumda bu fikri yayacak olanlar için organik aydın kavramı kullanılır.
21 Mart 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
buyrun sizin de bi katkınız olsun...